Ara
Om Medya
AB ile iletişimin görsel sorunları

 

Zeynep Göğüş

AB ile ilişkilerimizin en önemli bacağı iletişim, ama büyük bir sorun var. İletişimcilik Türkiye’de meslek olarak algılanmıyor. Herkes iletişimci. Diplomatlar, bürokratlar, patronlar, hukukçular, turizmciler iletişimcilere danışmadan iletişim stratejisi yazıyorlar. Oysa iletişim de bir sektör. Akademik çalışmaları yapılıyor ve yeni teknolojilere bağlı olarak hızla gelişiyor. Almanya’nın ilk 20 iletişim danışmanlığı ya da PR şirketinin cirolarının 150 ile 90 milyon avro arasında değiştiğini söylersem belki derdimizi anlatmakta neden geri kaldığımızı daha iyi anlayabiliriz. Gerçi bu yazıda AB iletişiminin yalnızca “görsel” kısmına değineceğim.

Kurum Kurum Kurumlan

Türk kurum ve kuruluşlarının bir kaç istisnasıyla fazla yukardan bir yaklaşımı var, o da şu: Efendim, adamlar bizi tanımaya mecbur. Bilmiyorlarsa onların kabahati. Şimdi kendimize iş çıkarıp öyle değil, böyleyiz diye gırtlak mı tüketeceğiz?

Biz böyle düşünürken bir bakıyorsunuz, Brüksel’de neredeyse her taşın altından bir Hırvat lobicisi çıkıyor. Bizimkiler de yok değil Brüksel sahnesinde, ama eşit diyalog kurmakla ilgili sorunumuz var.

Herşeyden önce her toplantıya güruh halinde girme alışkanlığımızdan kurtulmamız gerekiyor. Belçika’da Türkler için çalışmış olan bir halkla ilişkilerci dostum bir toplantı salonundan içeri yanında 10-15 kişiyle giren kişi her kimse, emrine koruma ordusu verilmiş bir yeni Rus zengini algısı yarattığından yakınıyor.

Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde bakanların tek başına ya da yanlarına bir danışman alarak bir yere gitmeleri normal durum. Bir kez de bizim bir bakanımız bunu yapabilse, Brüksel’deki imajımıza önemli bir katkı olur ve o yalnız gezme cesaretini gösteren bakan bu sayede prestij kazanır. AB Başkanı Barosso’nun odasına iki kişi giren bir Türk heyeti olsa puan toplayacağımıza emin olabiliriz. Avrupa Birliği tercüman kullanmaya alışık, o nedenle bir siz, bir de tercümanınız çoğu kez derdinizi anlatmaya yeter de artar.

Türkmenbaşı stili

Bir de bizim meşhur toplantı ve yemek düzenlerimiz var. Benim Türkmenbaşı stili dediğim, aslında Sovyetler Birliği rejiminden kalma düzende U şeklinde bir masa kurulur, U’nun uçları uzar uzar, bazen salonun kapısına yapışır, insan sadece yanındaki ile konuşabilir.

Avrupalı ile eşit iletişim için yasaklanması gereken bir konu da bu masa düzeni.

Biraz fazla şekilcilik gibi gelse de dış görüntü olarak aslında gözümüzün, saçımızın renginin değil, ofislerimizin dekorlarının da değişmesi gerekiyor. Çünkü her ortamın verdiği bir mesaj var. Kimse suçu bıyıklara yüklemesin, asıl mesele olan beden dili değişmedikçe, masalar U düzeni kuruldukça, obez deri koltuklar üç beden küçülmedikçe, kabile halinde ve erkek erkeğe gezmekten vazgeçilmedikçe, iyi kumaşlardan şık takım elbiseler giymekle görüntüyü kurtaramıyoruz.

Buraya kadar söylediklerim sadece dış görünümle ilgili olduğu için garipsenebilir. İnsanın ettiği lafın, söylediklerinin bir başka deyişle de içeriğin hiçbir kıymeti harbiyesi yok diyenler çıkacağını biliyorum. Maalesef çok az var. Yüzde 7 kadar! İletişimciler “ilk izlenim”in nasıl oluştuğuna ilişkin bir oran verirler. Bunun yüzde 55’i görsel, yüzde 38’i işitsel yani ses tonunuzla ilgilidir, sadece yüzde 7’si de söz, yani içerikle...

Acı gerçek böyle. Bu açıdan gereken rötuşları yaptığımız takdirde hızla mesafe alabiliriz zira aslında tüm OECD ülkeleri içinde sosyal ilişkileri en güçlü olan ülke biziz. Time Dergisi’nin internet sitesinde yayınlanan bir araştırma sonuçlarına göre biz Türkler işten kalan zamanımızın yüzde 35’ini dostlarımızla geçiriyoruz ve bu oran OECD ortalamasının üç katından da fazla. Ne mutlu bize ki böyleyiz, ama biraz da bunu satabilsek!

Önceki Sayfa